Önemli Müzisyenler

Önemli Müzisyenler

Neşet Ertaş

Neşet Ertaş (1938-2012), Türk halk müziği ve bozlak sanatçısı, besteci, söz yazarı ve bağlama virtüözüdür. Kırşehir ilinde Muharrem Ertaş'ın oğlu olarak doğan Neşet Ertaş, babasının ve dedesinin de müzisyen olması sebebiyle müzikle erken yaşta tanışmıştır. Anadolu'nun birçok yerinde yaşamış ve bu kültürlerin müziklerini de benimsemiştir. Bozlak ve aşık müziği geleneğini sürdüren ve bu geleneği günümüze taşıyan önemli bir isimdir.

Ertaş, "Bozkırın Tezenesi" olarak da anılır ve hem Türkiye'de hem de dünyada büyük saygı ve sevgi görmüştür. 1960 ve 1970'li yıllarda popülerliği artarak Türk halk müziğinde önemli bir yere sahip olmuştur. Başlıca eserleri arasında "Neredesin Sen", "Zahidem", "Yalan Dünya", "Cahildim Dünyanın Rengine Kandım" ve "Gönül Dağı" gibi şarkılar yer alır.

Neşet Ertaş, hayatı boyunca birçok ödül ve başarı elde etmiştir. 2010 yılında Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından "Yaşayan İnsan Hazinesi" olarak kabul edilmiştir. Ayrıca 2011 yılında UNESCO tarafından "Somut Olmayan Kültürel Mirasın Yaşayan İnsan Hazinesi" olarak kabul edilmiştir. Neşet Ertaş, 25 Eylül 2012'de İzmir'de hayatını kaybetmiştir. Türk halk müziği ve bozlak geleneği için büyük bir kayıp olan Ertaş, müziği ve eserleriyle hala anılmaktadır.

Örnek eser için tıklayın

Franz Schubert

Franz Schubert (tam adı: Franz Peter Schubert) 31 Ocak 1797'de Avusturya'nın başkenti Viyana'da dünyaya geldi ve 19 Kasım 1828'de yine Viyana'da öldü. Schubert, 19. yüzyılın başlarında Romantik dönem bestecilerinden biri olarak kabul edilir ve hem o dönemde hem de günümüzde önemli bir besteci olarak anılır.

Schubert, müzisyen bir aileden geldi. Babası okul müdürüydü ve çeşitli enstrümantal becerilere sahipti, annesi ise ev hanımıydı. Schubert, müzik eğitimine erken yaşlarda başladı ve öncelikle babası ve kardeşi Ignaz tarafından öğretildi. Daha sonra, Antonio Salieri gibi ünlü öğretmenlerden dersler aldı ve Viyana İmparatorluk Şapelinde şarkı söyleyerek yeteneklerini sergiledi.

Schubert, yaşamı boyunca bestecilik yapmaya devam etti ve muazzam bir eser koleksiyonu yarattı. 600'den fazla Lied (şarkı) ve 9 senfoni yazdı. Bu eserlerin yanı sıra oda müziği, operalar, piyano müziği ve koro eserleri de bestelemiştir. Ünlü eserlerinden bazıları "Trout Quintet," "Unfinished Symphony," "Die schöne Müllerin," "Winterreise" ve "Die Forelle"dir.

Ne yazık ki, Schubert yaşadığı dönemde çok tanınmamıştı ve bestelerinin çoğu, ölümünden sonra yayınlandı. Ekonomik açıdan zorluklar yaşayan Schubert, sürekli olarak sağlık sorunlarıyla da mücadele etti ve hayatının son dönemlerinde muhtemelen sifiliz hastalığından etkilendi. Schubert sadece 31 yaşındayken hayatını kaybetti, ancak kısa ömrüne rağmen klasik müziğin en değerli eserlerinden bazılarını yaratmayı başardı. Bugün, Schubert'in müziği dünya çapında sevilerek dinlenmekte ve onun önemli bir Romantik dönem bestecisi olduğu kabul edilmektedir.

Örnek eser için tıklayın

Hammâmîzâde İsmâ‘îl Dede Efendi


Hammâmîzâde İsmâ‘îl Dede Efendi (1778-1846), Osmanlı İmparatorluğu döneminde yaşamış önemli bir Türk bestekâr, neyzen ve şarkı söyleyendir. Klasik Türk müziğine büyük katkıları olan Dede Efendi, pek çok eser besteleyerek önemli bir miras bırakmıştır.

İstanbul'da doğan Dede Efendi, müzik eğitimine erken yaşlarda başlamış ve İstanbul'daki önemli musikişinaslardan eğitim almıştır. Ney üflemeyi öğrenen Dede Efendi, zamanla bestekâr olarak da ün kazanmıştır. Osmanlı sarayında müzik dersleri vermiş ve sarayın müzik öğretmeni olarak görev yapmıştır.

Dede Efendi'nin önemli eserleri arasında şarkılar, ilahiler, beste, şarkı ve kâr-ı nâtıklar gibi farklı türlerde besteler bulunmaktadır. Ayrıca, pek çok eserinin sözlerini de kendisi yazmıştır. Özellikle Klasik Türk müziğindeki makamların inceliklerini ve güzelliklerini ortaya koyan eserleriyle tanınır.

Dede Efendi'nin eserleri, Klasik Türk müziğinin önemli bir parçası olmayı sürdürmektedir ve günümüzde hâlâ çalınmakta ve dinlenmektedir. Müzikal mirası, Türk müziğinin zenginleşmesine ve gelişmesine büyük katkı sağlamıştır.


Hammâmîzâde İsmâ‘îl Dede Efendi, 18. ve 19. yüzyıllar arasında yaşamış, Osmanlı İmparatorluğu döneminde klasik Türk müziğine büyük katkılar sağlamış bir bestekâr, neyzen ve şarkı söyleyen sanatçıdır. Dede Efendi, müzikal yeteneği ve besteleri sayesinde döneminde ve sonrasında büyük ün kazanmıştır.

Müzik eğitimine erken yaşta başlayan Dede Efendi, İstanbul'da yaşayan musikişinaslardan dersler almıştır. Özellikle ney üflemeyi öğrenen ve bu alanda ustalaşan Dede Efendi, aynı zamanda bestekâr olarak da kabiliyet göstermiştir. Kariyeri boyunca Osmanlı sarayında müzik dersleri vermiş ve müzik öğretmeni olarak hizmet etmiştir.

Eserleri, Klasik Türk müziğindeki çeşitli makamları ve formları kapsar. Beste, şarkı, semâî, kâr-ı nâtık, peşrev ve saz semâîsi gibi farklı türlerde besteleri bulunan Dede Efendi, söz yazarı olarak da kendini göstermiştir. Klasik Türk müziği geleneğinde kullanılan makamların inceliklerini ve güzelliklerini yansıtan eserleriyle tanınır. Bu eserler, dönemin müzik anlayışını ve sanatsal değerlerini yansıtan önemli örneklerdir.

Hammâmîzâde İsmâ‘îl Dede Efendi'nin eserleri, günümüzde hâlâ icra edilmekte ve Türk müziğinin tarihsel gelişiminde önemli bir yere sahiptir. Türk müziğinin zenginleşmesine ve gelişmesine katkı sağlayan bu eserler, Klasik Türk müziğinin başyapıtları arasında kabul edilmektedir.

Örnek eser için tıklayın


George Frideric Handel

Hendel, yani George Frideric Handel (d. 23 Şubat 1685 - ö. 14 Nisan 1759), 18. yüzyılın önemli Barok dönemi bestecilerinden biridir. Almanya'da doğan Handel, genç yaşta İtalya'ya giderek orada müzikal kariyerine başlamıştır. Daha sonra İngiltere'ye yerleşmiş ve burada müzik kariyerinin önemli kısmını geçirmiştir. Kendisini İngiliz müzik dünyasında önemli bir isim haline getiren Handel, İngiliz monarşisi için de çeşitli eserler bestelemiştir.

Handel'in eserleri arasında oda müziği, orkestral müzik, operalar ve oratoryolar yer alır. En bilinen eserlerinden bazıları şunlardır:

Handel, yaşamı boyunca sayısız eser besteleyerek müzik tarihi için büyük bir öneme sahip olmuştur. Eserlerinin melodi zenginliği ve duygusal derinliği, onun büyük bir besteci olarak anılmasını sağlamıştır. 

Örnek eser için tıklayın

Tamburi Cemil Bey

Tamburi Cemil Bey, Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti dönemlerinde yaşamış önemli bir Türk müzisyen ve bestekârdır. 1873'te İstanbul'da doğmuş ve 1916'da ölmüştür. Tam adı Mehmet Cemil Bey'dir ve "Tamburi" lakabı, tambur adlı Türk müziği çalgısında usta olmasından dolayı verilmiştir.

Tamburi Cemil Bey, döneminin en yetenekli ve üretken Türk müzisyenlerinden biri olarak kabul edilir. Klasik Türk müziğinde tambur, kemençe ve lavta gibi çeşitli enstrümanlarda virtüöz olarak kabul edilir. Aynı zamanda klasik Türk müziği repertuvarına birçok eser kazandırmıştır. Kariyeri boyunca 300'den fazla beste, şarkı ve taksim (improvisation) yapmıştır.

Tamburi Cemil Bey'in eserleri ve icraları, Türk müziğinin zengin ve özgün bir dönemini temsil eder. Müziğinin kökleri, geleneksel Türk müziği ve Osmanlı saray müziğinde bulunur. Eserlerinde, klasik Türk müziğine özgü makamları (modal system) ve usûller (rhythmic patterns) ustaca kullanmıştır.

Tamburi Cemil Bey, Türkiye ve dünya genelinde büyük saygı görmüş ve etkisi, Türk müziğinin modern dönemine kadar uzanmıştır. Türkiye'de ve yurtdışında düzenlenen konserler ve müzik festivallerinde hâlâ anılır ve eserleri çalınır. Ayrıca Türkiye'de müzik eğitimi veren konservatuvar ve müzik okullarında da eserleri ve teknikleri öğretilir.

Tamburi Cemil Bey, 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında yaşamış, Türk klasik müziğine büyük katkılar sağlamış bir müzisyen ve bestekâr olarak kabul edilir. O dönemde Türk müziği, geleneksel Osmanlı saray müziğinin etkisi altında şekillenmekteydi. Cemil Bey'in yaşamı ve kariyeri, bu dönemde yaşanan önemli kültürel değişimleri yansıtır.

Tamburi Cemil Bey, müziğe erken yaşta başlamış ve hızla ustalaşmıştır. Küçük yaşlarda İstanbul'daki ünlü müzisyenlerden dersler alarak, tambur, kemençe ve lavta gibi çeşitli enstrümanlarda ustalaşmıştır. Genç yaşta, İstanbul'un önde gelen müzik topluluklarıyla çalmaya başlamış ve zamanla ünü artmıştır. Bu süre zarfında, saray müziğinin önde gelen isimleriyle de tanışmış ve onlardan etkilenmiştir.

Tamburi Cemil Bey, Osmanlı saray müziği ve Türk halk müziği geleneklerini birleştirerek kendi tarzını oluşturmuştur. Bu nedenle, eserleri genellikle özgün ve yenilikçi olarak kabul edilir. Besteleri ve icraları, döneminin sofistike ve zarif müzik anlayışını yansıtırken, aynı zamanda daha basit ve içten bir halk müziği duyarlılığı da içerir.

Cemil Bey'in eserleri ve icraları, Türk müziği tarihinin en önemli kayıtlarından bazılarını içerir. O dönemde yapılan ilk gramofon kayıtlarında yer alarak, müziğin gelecek kuşaklara aktarılmasında önemli bir rol oynamıştır. Bu kayıtlar sayesinde, Cemil Bey'in ince ve zarif enstrüman tekniği ve müzikal duyarlılığı günümüzde hâlâ dinlenebilir ve incelenebilir.

Tamburi Cemil Bey, 20. yüzyılın başında Türk müziğine büyük katkılar sağlamış bir sanatçı olarak anılır ve eserleri Türk müziği repertuvarının önemli bir parçası olarak kabul edilir. Türk müziğinin gelişiminde ve yayılmasında önemli bir rol oynamış olan Cemil Bey, Türk müziğine adanmış festivallerde ve konservatuvarlarda hâlâ övgüyle anılır. Bu nedenle, onun mirası ve etkisi, Türk müziğinin tarihinde ve günümüzde hâlâ önemli bir yere sahiptir.

Örnek eser için tıklayın

Tatyos Efendi

İstanbul Ortaköy’de doğdu. Adı Tateos Ekserciyan’dır (Enkserciyan). Kemânî Tatyos olarak tanınır. Ortaköy Ermeni Kilisesi mugannîlerinden Manuk Ağa’nın (Manokyan Ekserciyan) oğludur. Ortaköy’de Ermeni ilkokulunu bitirdikten sonra bir süre çilingir ve savatçı çırağı olarak çalıştı. Ancak mûsikiye olan merakı onu bu alana yöneltti ve dayısı Movses Papazyan’dan kanun dersleri almaya başladı. Usul ve Hamparsum notası öğrendi. Özel mûsiki toplantılarına kanunuyla amatörce katıldı. Bu dönemde Lavtacı Civan (Zivanis) ve Hânende Asdik Ağa’dan (Asadur Hamamcıyan) faydalandı. 1882’den itibaren piyasada çalışan saz topluluklarının fasıllarına kanunuyla iştirak etti. Divanyolu’nda Raufpaşazâde Said Bey Gazinosu’nda Kemençeci Vasil’in (Vasilaki) fasıl takımında yer aldı. Ardından Kemânî Âmâ Sebûh’tan keman meşketti. Parmaklarının keman çalmaya pek elverişli olmamasına rağmen büyük bir gayretle çalıştı ve bu sazda üne kavuştu. Çıktığı ilk mûsiki sahnesinin devrin önde gelen eğlence merkezlerinden Galata’daki Pirinççi Gazinosu olduğu söylenir. Bu fasıllardaki arkadaşları arasında Hânende Karakaş, Tanbûrî Ovakim, Kanûnî Şemsi, Ûdî Âfet (Hapet Mısırlıyan) en meşhurlarıdır. Ûdî Âfet, Tatyos Efendi ile 1888’de Pirinççi Gazinosu’nda çalıştıklarını bildirir. Tatyos Efendi’nin kemânî unvanı ile şöhret bulması bu tarihten sonradır. Onun fasıl yöneticiliğindeki ünü, kendi ifadesiyle Şehzadebaşı Direklerarası’nda Alyanak Mehmed Efendi’nin kıraathanesinde başladı. Bu fasıllar yine Şehzadebaşı’nda Kâzım’ın kıraathanesiyle (Fevziye Kıraathanesi) Divanyolu’nda Ârif’in kıraathanesinde devam etti. Tatyos Efendi ayrıca Boğaziçi’nde düzenlenen mehtap gezilerinde Kemânî Aleksan Ağa, Kanûnî Şemsi, Tanbûrî Cemil Bey, Lavtacı Andon, Ûdî Basri Bey ve Kemençeci Vasilaki ile birlikte kemanıyla katıldı. Yakalandığı karaciğer hastalığından kurtulamayan Tatyos Efendi 16 Mart 1913’te öldü ve Kadıköy Uzunçayır’daki Ermeni Mezarlığı’na defnedildi.

Tatyos Efendi fasıl idareciliği, bestekârlığı ve keman icrasıyla dönemin sanatkârları arasında şöhret bulmuştur. Genç yaşta başladığı bestekârlıkta büyük başarı göstermiş, bestelediği şarkı ve saz eserleri fasıl mûsikisinin en rağbet edilen eserleri içinde yer almıştır. Birçok şarkısının güftesi kendisine ait olan Tatyos Efendi’nin, bestekârlığının sâzendeliğinden üstün olduğu kabul edilir. Şarkılarındaki üslûp ve özellikle ara nağmeleri çok başarılıdır. İyi bir nota bilgisine sahip olmasına rağmen bestelerinin büyük kısmı tesbit edilemediğinden unutulmuştur. Yılmaz Öztuna onun beste, peşrev, saz semâisi ve şarkılardan meydana gelen yetmiş üç eserinin listesini vermiş (BTMA, II, 382-383), Nazar Özsahakyan ise biri taksim elli dokuz eserinin notasını neşretmiştir (Türk Sanat Müziğinde, s. 1013-1053). Bunlar arasında rast, kürdili-hicazkâr, sûzinak ve karcığar peşrev ve saz semâileriyle hüseynî saz semâisi saz mûsikisinin şaheserlerinden sayılır. “Bir gönlüme bir hâl-i perîşânıma baktım” mısraıyla başlayan rast, “Bu akşam gün batarken gel” ve, “Gamzedeyim devâ bulmam” mısralarıyla başlayan uşşak, “Mâni oluyor hâlimi takrîre hicâbım” ve, “Çektim elimi gayri bu dünyâ hevesinden” mısralarıyla başlayan hüseynî, “Affetme sakın hançer-i müjgânını nâgâh” mısraıyla başlayan sûzinak şarkıları çok sevilen eserlerinden bazılarıdır. Ahmed Râsim, “Kesik Kerem Nazîresi” adıyla da anılan “Gamzedeyim devâ bulmam” mısraıyla başlayan şarkısını “hâlinin sâfiyâne tasviri” diye nitelemiştir. Bazı şiirlerini de bestelediği Ahmed Râsim, Kemençeci Vasilaki ve Şevki Bey, Tatyos Efendi’nin en yakın arkadaşlarındandır. Ahmed Râsim bestelediği şarkıları önce Tatyos Efendi’ye meşkeder ve eserlerini ondan dinlemekten çok hoşlanırdı. Besteleri için Kemençeci Vasilaki’nin, “O yapsın ben çalayım” dediği söylenir. Genellikle ağır sesleri icra etmeyi seven, oyun havası ve köçekçe gibi eserleri çalmaktan pek hoşlanmayan, kalender ve rindmeşrep bir kişiliğe sahip olan Tatyos Efendi pek çok talebe yetiştirmiştir. Bunlar arasında Arşak Çömlekçiyan, Münir Mazhar Kamsoy, Nasibin Mehmet (Yürü), Mustafa Sunar ve Abdülkadir Töre en önemlileridir.

Kaynak : İslam Ansiklopedisi

03.05.2023

Ella Fitzgerald

Tüm zamanların en iyi kadın caz şarkıcısı olarak bilinen Ella Jane Fitzgerald sesiyle kalbinizin derinliklerine işleyip, insanları büyüleyen bir müzisyendi.

İçinde her zaman bir sanatçı ruhu taşıyan Fitzgerald küçükken dansçı olmak istiyordu, bu hayalini gerçekleştirmek için şansını dans yarışmalarına katılarak hep değerlendirdi, ta ki 15 yaşına gelene kadar. 15 yaşında annesini bir araba kazasını kaybettikten sonra halasıyla Harlem’de yaşamaya başladı.

Bir süre sonra evsiz kalan Ella, Harlem’in sokaklarında şarkı söylerken, birçok ses yarışmasına katıldı. Asıl şansı Appolo Tiyatrosu’nda amatörler gecesindeki yarışmayı kazınıp birinci olunca dönmüştü. Fitzgerald, ünlü caz baterist Chick Webb’in ilgisini çekmeyi başarmıştı. İlk başta Ella’nın sesi ne kadar güzel olursa olsun “sokaktan” geldiği için onu kendi orkestrasına katma fikrine pek ısınmasa da Ella’ya bir şans tanımıştı. Aslında bir ninni olan “A-Tisket A-Tisket”ı kendi yorumuyla söyleyen Ella’nın o günden sonra hem Chick Webb’in orkestrasının, hem de kendi yıldızı bir andan parladı.

Belli yıllar Chick Webb’in orkestrasıyla çalan Fitzgerald, Chick vefat ettikten sonra orkestranın başına geçti. Her geçen gün hem orkestranın hem de kendisinin ününe ün katmaya devam ederken 1942 yılında hayatı boyunca sürecek solo kariyerine adım atmaya karar verdi.

1950'ler de Norman Granz, Fitzgerald’ın menajerliğini üstlendikten sonra Ella Fitzgerald ismi herkes tarafından tanınmaya başlandı. 1956'dan 1964'e kadar, 19 ciltlik bir dizi “şarkı kitabı” yayınlayan Fitzgerald, bu şarkı kitaplarında  Richard Rodgers, Cole Porter, George Gershwin, Duke Ellington, Jerome Kern, Irving Berlin ve Johnny Mercer gibi sanatçılardan 250'den fazla seçkin şarkıyı yorumladı.

Tüm zamanların en iyi kadın caz şarkıcısı olarak bilinen Ella Jane Fitzgerald sesiyle kalbinizin derinliklerine işleyip, insanları büyüleyen bir müzisyendi.

İçinde her zaman bir sanatçı ruhu taşıyan Fitzgerald küçükken dansçı olmak istiyordu, bu hayalini gerçekleştirmek için şansını dans yarışmalarına katılarak hep değerlendirdi, ta ki 15 yaşına gelene kadar. 15 yaşında annesini bir araba kazasını kaybettikten sonra halasıyla Harlem’de yaşamaya başladı.

Bir süre sonra evsiz kalan Ella, Harlem’in sokaklarında şarkı söylerken, birçok ses yarışmasına katıldı. Asıl şansı Appolo Tiyatrosu’nda amatörler gecesindeki yarışmayı kazınıp birinci olunca dönmüştü. Fitzgerald, ünlü caz baterist Chick Webb’in ilgisini çekmeyi başarmıştı. İlk başta Ella’nın sesi ne kadar güzel olursa olsun “sokaktan” geldiği için onu kendi orkestrasına katma fikrine pek ısınmasa da Ella’ya bir şans tanımıştı. Aslında bir ninni olan “A-Tisket A-Tisket”ı kendi yorumuyla söyleyen Ella’nın o günden sonra hem Chick Webb’in orkestrasının, hem de kendi yıldızı bir andan parladı.

Belli yıllar Chick Webb’in orkestrasıyla çalan Fitzgerald, Chick vefat ettikten sonra orkestranın başına geçti. Her geçen gün hem orkestranın hem de kendisinin ününe ün katmaya devam ederken 1942 yılında hayatı boyunca sürecek solo kariyerine adım atmaya karar verd

1950'ler de Norman Granz, Fitzgerald’ın menajerliğini üstlendikten sonra Ella Fitzgerald ismi herkes tarafından tanınmaya başlandı. 1956'dan 1964'e kadar, 19 ciltlik bir dizi “şarkı kitabı” yayınlayan Fitzgerald, bu şarkı kitaplarında  Richard Rodgers, Cole Porter, George Gershwin, Duke Ellington, Jerome Kern, Irving Berlin ve Johnny Mercer gibi sanatçılardan 250'den fazla seçkin şarkıyı yorumladı.

Hayatı boyunca diyabetle savaştıktan sonra 1993 senesinde iki bacağından dizden aşağısı  olmak üzere ampute edilerek hayatına tekerli sandalyede devam etti. Diğer sağlık sorunlarından dolayı hastanede geçirdiği günlerden sıkılıp, son günlerini evde oğlu ve torunuyla geçirmek isteyen Fitzgerald 1996 yılında 79 yaşında hayata veda etti.

Örnek Eser için Tıklayın

Kaynak

Amy Winehouse

14 Eylül 1983 yılında, kendisiyle aynı müzik sevgisini paylaşan eczacı bir annenin ve taksi şoförü bir babanın kızı olarak, Londra‘nın kuzey bölgesindeki Southgate‘te dünyaya geldi. Southgate’in varoşlarında büyüyen Winehouse, çoğu caz müzisyeni olan akrabalarının da etkisiyle müzikle ilgilenmeye başladı. Eğitimine Southgate School’da başlayan Winehouse, daha sonra Ashmole School’a gitmek için okulundan ayrıldı.

13 yaşına geldiğinde ilk kez kendi gitarına sahip oldu ve bir sene içinde kendi bestelerini yapmaya başladı. Bu yıllar aynı zamanda Winehouse’un uyuşturucuyla tanışmaya başladığı yıllar oldu.

20 Ekim 2003 yılında, yapımcılığını Salaami Remi‘nin üstlendiği albümü “Frank” albümü yayınlandı. Genel olarak caz etkileşimlerinin yer aldığı bu albümdeki bestelerin tamamının yapırol üstlendi. Winehouse, iyi eleştiriler alan bu albümle adından söz ettirmeye başlamış oldu. “Frank” albümü ile 2004 yılında, İngiletere’nin en iyi kadın solisti ödülüne aday oldu. Aynı yıl Ivor Novello beste yarışmasında, en iyi modern beste ödülünü kazandı.

İlk albümün yayınlanmasının ardından yaklaşık 18 ay boyunca beste yapmayan Winehouse, tekrar çalışmaya başlayarak 30 Ekim 2006 tarihinde “Black to Black” albümünü, yine Salam Remi’nin prodüktörlüğünde yayınladı. Bu albüm İngiltere listelerinde farklı zamanlarda bir numaraya çıkarak büyük bir başarı yakaladı. Black to Black albümünün ardından gelen single çalışmalarından “Rehab”, ulusal listelerde 7 numaraya kadar yükseldi. Aynı yıl MTV Müzik Ödülleri‘nde gerçekleştirdiği performans sonrası bu şarkı, Time dergisi tarafından 2007 yılında, yılın en iyi on şarkısından biri olarak gösterildi.

8 Ocak 2007 tarihinde, aynı albümün ikinci single çalışması olan “You Know I’m No Good”u yayınlayan Winehouse’a şarkının rap vokallerinde Ghostface Killah eşlik etti.

Albümlerinin Amerika Birleşik Devletleri‘nde yayınlanmasının ardından, uluslararası ünü daha da artan Winehouse, bu ülkede yakaladığı başarı ile bir ilke imza atarak, gelmiş geçmiş en iyi çıkış yapan yabancı kadın vokal olarak nitelendirildi.

Winehouse 23 Temmuz 2011 tarihinde henüz 27 yaşındayken aramızdan ayrıldı...

Örnek eser için tıklayın

Kaynak

Kemani Kevser Hanım

Erkeklerin egemen olduğu bir çağda, en zorlu saha olan sanat alanında “ben de varım” diyen bir Türk kadını. Hem de sanatı ile dünyaya meydan okuyabilecek nitelikte eserler bırakarak bu dünyadan ayrılan bir kadın. Bu kadar ilham verici bir kişi hakkında günümüz koşullarında yeterli bilgi bulamamak ise çok şaşırtıcı ve üzücü. Yaşadığı dönemde parmakla gösterilen güçlü ve yaratıcı bir kadın Kevser Hanım. Eserleri günümüze kadar ulaşmış ama hikâyesi tam olarak bulunamayan. Ortaya çıkardığı eşsiz eserler hakkında bilgilerin hatalı aktarımı ile birlikte (belki de bazı dönemlerde bilinçli yok saymalarla) günümüze kadar beslenerek büyüyen yanlışlıklar dizisi ile karşılaştım araştırmalarımda. 1880’li yıllarda İstanbul’da doğdu ve büyüdü. Piyano ve keman ustasıdır. 1 Ocak 1917 tarihinde Osmanlı Devleti’nin ilk resmî konservatuvarı olan Dârülelhan (Nağmelerin Evi) Müzik Okulu’nda müzik öğretmeni olarak çalışmaya başladı. Okulun ilk keman hocaları arasında adı geçer. Dârülelhan’ın açıldığı yıllar savaşa rastladığı için eğitim hep zor koşullarda gerçekleşmiştir.

Okulun kurulma sebepleri Klasik Türk Müziği repertuvarını kayda almak ve Osmanlı Devleti’nde Maarif Nezareti’ne bağlı okullarda öğretmenlik yapmak üzere hem Türk hem Batı müziğini bilen öğretmenler yetiştirmektir. Enstitü niteliği taşıyan okulun öğrenim süresi hazırlık ve dört yıl olarak planlanmış ve Türk müziğinin yanında Batı müziği eğitimi de verilmiştir. 22 Ocak 1927 tarihinde ise Milli Eğitim Bakanlığı’nın kararı ile kapatılmıştır. 1915-1924 yılları arasında Sultanahmet’te, Alemdar Caddesi’ndeki çınarın karşısında bir müzik okulu olduğunu ve bu okulda özel müzik dersleri verildiği, sayısız öğrenci yetiştirildiğini Şamlı Selim’in yayınlamış olduğu Nota Mecmuası’ndan öğrenebiliyoruz. Derginin tavsiye bölümünde Kevser Hanım’ın adı verilerek piyano ve keman dersi almak isteyenler için açıkça kendisi önerilmiştir.

Ayrıca bugün çoğu kaynakta anonim olarak geçen Çanakkale Türküsü'nün de aslında Kevser Hanıma ait olduğu iddia edilmekte, bu iddiayı destekleyen ciddi kanıtlar olduğu söylenmektedir.

Örnek eser için tıklayın

Kaynak

(Not: Görsel için kullandığımız resmin sanatçısının kim olduğunu maalesef bulamadık. Bilenlerin bize bunu öğretmesini bütün kalbimizle istirham ediyoruz. Ayrıca sanatçısından, izinsiz kullandığımız özür diliyoruz. Sanatçı ya da yasal temsilcisinin talebi olursa resmi derhal kaldırırız. Yine de bu resmi kullanma sebebimizin bu eserden çok etkilenmemiz olduğu bilinmelidir.)

Fikret Kızılok

Fikret Kızılok, 1946 senesinde, İstanbul’da dünyaya gelmiştir, dolayısıyla İstanbullu sanatçılardan birisidir. İlkokula Galatarasay Lisesinin ilkokul bölümünde başlayan Kızılok, müziğe de burada başlamıştır. Kendisinin ilk müzik aletinin doğum gününde hediye edilen bir akordiyon olduğunu belirtir. İlk müzik derslerini, sınıf arkadaşlarından birisinin babası olan klarnet ustasından almıştır. İlk konserini de 23 Nisan etkinlikleri kapsamında Taksim Belediye Gazinosunda düzenlenen okul müsameresinde gerçekleştirmiştir. Burada sınıf arkadaşlarıyla çeşitli türküler çalmışlardır.

İlkokul döneminde başlayan konserleri ortaokul e lise yıllarında da devam etmiştir. Lise döneminde akordiyon yerine gitar çalmaya başlamış, alt sınıflarında okuyan Barış Manço ve Timur Selçuk’tan da büyük destek almıştır. Birlikte yer aldıkları grup, Veliahtlar ismini alır ve liseden sonra da çalışmayı sürdürür.

1964 yılında Fikret Kızılok arkadaşı Cahit Oben ile yeni bir atılıma başlar. Yeni bir grup kurarak profesyonelliğe adım atarlar. Basgitarcı olarak Koray Oktay, davulcu olarak da Erol Ulaşır’ın dâhil olduğu grup, Cahit Oben 4 adını alır. Çatı gece kulübünde ve mahallede konserler veri, ilk 45’liklerini çıkarırlar. İki de yabancı şarkı seslendirirler. Kızılok’un Hereke adlı ilk bestesi de bu albümde yer alır. Bu arada dişilik yüksekokulunda da eğitimini sürdüren Kızılok, bir süre sadece okuluyla ilgilenmeye karar verse de müzikten kopamaz ve ilk solo albümünü doldurur. Dört şarkılık bu plan pek ses getirmez. Bu yüzden de okuluna yoğunlaşarak onu bitirmeye karar veren Kızılok, zaman zaman arkadaşlarıyla kurdukları Kaygısızlar grubunda ve Barış Manço ile birlikte çalışır.

Dişçilik yüksekokulu son sınıf öğrencisiyken Aşık Veysel’in ünlü Uzun İnce Bir Yoldayım adlı türküsünü gitar ile seslendirerek çok farklı bir seslendirmeye imza atar. İkinci 45’likiği çıkarır. Daha sonra çıkardığı Yumma Gözün Kör Gibi, Yağmur Olsam adlı plak, Kızılok’un asıl çıkış yaptığı plaktır. Bununla ilk altın plağını almıştır. Daha sonra da plak çalışmalarını aralıksız sürdüren Fikret Kızılok, hemen her plağında kendi bestelerine ve geleneksel bestelere de yer verir. Karacaoğlan’ın Güzel Ne Güzel Olmuşsun bunlardan sadece birisidir. Bu beste, plak listelerinde çok büyük bir çıkış yapmış, Barış Manço’nun Dağlar Dağlar adlı şarkısını zirveden indirerek haftalarca liste başı olmuştur.

Aşık Veysel, Mahzuni Şerif gibi ustalarla yakın ilişki içinde olmuş olan Fikret Kızılok, onların sağlığında birçok şarkılarını seslendirerek plaklarında yer vermiştir. Türk halk müziğinin en beğenilen eserlerine plaklarında yer vermiştir. Türküleri saz ve bağlama dışında diğer müzik aletleriyle seslendirerek fark yaratır. 1977 yılında Nazım Hikmet’in şiirlerinin bulunduğu bir albüm çıkarsa da kısa sürede siyasi baskı sonucu toplatılır. 1993 yılında yeniden yayınlanır. Fakat bu toplatma onda büyük yara açar ve müziğe ara verir.

1980’de Bülent Ortaçgil, Erkan Oğur, Mutlu Torun gibi isimlerle yeniden bir deneysel arayışa girse de ardından 10 yıl süren bir ara verir. 1995 yılında yayımlanan Demirtaş adlı albümü siyasi yergi özelliğiyle müzik dünyasında bir alternatif yaratır. 13 altın plak ve çeşitli ödüllerin sahibi olan Fikret Kızılok, kırgınlıklar içinde, 22 Eylül 2001 tarihinde kaldırıldığı hastanede vefat eder. İki evlilik yaşayan Fikret Kızılok, 1973’te Şeyda Kızılok ile evlenmiş ve 1978’te oğlu Yağmur Kızılok doğmuştur. 1993’te de ikinci eşi Dicle Kızılok ile evlenmiştir.

Örnek eser için tıklayın

Kaynak